Tek düğmeli insanlar ve dijital eğitimin geleceği
Pandemi öncesi eğitim denince akla ne gelirdi? Cıvıl cıvıl sınıflar, çocuk sesleri, öğretmenlerin öğrencilere aşıladığı idealler, parlak bir gelecek hayali ve rengarenk umutlar… Ancak pandemi ve dijitalleşme süreciyle birlikte her şey değişti. Renkler, sesler, görüntüler, nesneler ve hatta gerçeklik algımız bile dönüşüme uğradı. Dokunduğumuz her şey sıfırlara ve birlere dönüştü. Donmuş bir toplum, kaybolan değerler ve yozlaşan sistemler…
Bir zamanlar bilim ve kültürle yükselmeyi hedefleyen bir toplumlar, şimdilerde farklı araçlarla ilerlemeyi düşünüyor. Peki, dijitalleşme ne kadar doğru, ne kadar yanlış? Tüm yumurtaları tek bir sepete koyup her şeyi dijitalleştirmek ne kadar isabetli? Örneğin, değerlerimizi nasıl dijitalleştireceğiz? Bu adım, şüphesiz ki yanlış bir tercih olur. Böyle bir hata, eğitimin amacını ve yöntemlerini yanlış yönlendirerek, toplumun geleceğini şekillendirecek bireylerin gelişimini engelleyebilir. Peki, dijitalleşme çağında eğitim sistemimiz bireyleri hangi niteliklerle donatmalı? Bu sorunun cevabı, Türk eğitim sisteminin geleceğini belirleyecek.
AK Parti, kendinden önceki 80 yıllık dönemde eksik kalan altyapıyı tamamlamakla kalmadı, dünya standartlarının da üzerine çıktı. Sayın Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’in de belirttiği gibi, teknolojik altyapıda dünya liderliğine doğru ilerliyoruz. Teknolojik donanım, fiziksel altyapılar, bilişim teknolojileri ve ağ tabanlı eğitim alanında önemli mesafeler kat ettik.
Ancak akıllı sınıflar, akıllı tahtalar ve akıllı cihazlar gibi teknolojileri hangi aklın yerine koyacağımız konusunda net miyiz? Bilgiye, irfana, erdeme ve ahlaka adanmış bir eğitim sistemimiz var. Peki, bu teknolojik araçlar bu değerleri hangi yöne eviriyor? Artık öğrenciler, öğretmenlerin şefkatli rehberliğinden ziyade ekranların soğuk yüzüyle karşı karşıya. Dijitalleşmenin gücüyle bir “gelecek atılımı” mı yapıyoruz, yoksa insanı insan yapan değerleri hızla tüketiyor muyuz? İşte bu sorular, eğitim dünyasının tartışma masasında ağır bir dosya olarak bekliyor.
Eğitim tarihimiz boyunca temel hedef, dengeli ve çok yönlü bireyler yetiştirmek olmuştur. Akademik bilginin yanı sıra etik, estetik ve insani değerlerle donatılmış bireyler topluma kazandırılmaya çalışılmıştır. Ancak dijitalleşme ile birlikte bu hedef, mesleki yeterliliklere indirgenmiş bir eğitim anlayışına dönüşüyor. İnsan, artık toplumu dönüştüren bir birey değil, üretim çarkında bir “dişli” haline geliyor. Bu durum, epistemoloji (bilgi teorisi) ve antropoloji (insan bilimi) açısından ne gibi sonuçlara yol açacak? Eğitimde etik, sanatsal ve kültürel boyutların göz ardı edilmesi, insanın bütüncül gelişimini nasıl etkileyecek?
Yaklaşan değişimleri anlamak için postmodern düşünür Lyotard’ın epistemolojik yaklaşımına odaklanalım. Lyotard, dijitalleşme ile bilginin statüsünün değişeceğini söylüyor. Hafıza cihazları ve veri bankaları sayesinde bilgiye erişim kolaylaşırken, eğitimin içeriği teorik kavramlardan ziyade pratik becerilere odaklanıyor. Ancak bu durum, eğitimde insanı merkeze alan anlam arayışını zayıflatıyor.
Eğitimin gerçek değeri, bilgi aktarmaktan öte, bireylerde düşünme, kavrama, empati ve yaratıcılık gibi insani nitelikleri geliştirmektir. Bu ise ancak öğretmenlerin rehberliği ve yüz yüze iletişimle mümkündür. Uzaktan eğitim modelleri, öğrencilerle öğretmenler arasında anlamlı bir bağ kurmayı zorlaştırıyor. Türk eğitim sistemi, teknolojinin sunduğu fırsatları değerlendirirken, öğretmenlik mesleğinin insani yönünü kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Bugün dijitalleşme adı altında ortaya konan projeler, geleneksel eğitim anlayışını ciddi şekilde tehdit ediyor. Kitapların ve metinlerin yerini ekranlar alırken, öğretmenlerin rolü bir algoritmanın gölgesinde kalıyor. Eğitim sistemi için asıl mesele, teknolojiyi insanı bütüncül bir birey olarak geliştirecek şekilde kullanabilmektir. Ancak bu sayede, geçmişten gelen eğitim mirasımızı koruyarak, çağın gereksinimlerine uygun bir model yaratabiliriz.
Türk eğitim sistemi, teknolojiyi bir araç olarak görmeli ve ana hedefini bireylerin entelektüel, ahlaki ve sanatsal yönlerini geliştirmek olarak belirlemelidir. Yalnızca pragmatik beceriler değil, insanın anlam arayışı, yaratıcılığı ve toplumsal sorumluluk bilinci de eğitimin temel unsurları arasında yer almalıdır. Eğitim, ancak bu şekilde geleceğe umut taşıyan bireyler yetiştirebilir.
Günümüzde pratik bilgiye olan ihtiyaç yadsınamaz. Ancak mesleki uzmanlık bilgisi ile hakikati arayan bilimsel bilgi birbirinden farklıdır. Pratik bilgi, hakikati belirlemede mutlak bir ölçüt değildir; yalnızca göreceli bir role sahiptir. Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” adlı eserinde belirttiği gibi, bilimsel bilgi, özgür düşünce ve yargılama yeteneği sağlar. Bu, eğitimin en önemli unsuru olmalıdır.
Ne yazık ki günümüzde öğrenciler, salt pratik bilgi ve mesleki yeterliliklere odaklanan bir eğitim anlayışına yönlendiriliyor. Lyotard’ın da ifade ettiği gibi, artık insanlar “Bu doğru mu?” sorusundan çok “Bu kazançlı mı?” veya “Bu etkili mi?” sorularına odaklanıyor. Bu yaklaşım, etik değerlerin eğitimin bir parçası olmasını engelliyor ve entelektüel gelişimi zora sokuyor.
Postmodernizm, ontolojik çoğulculuğu savunurken, geleneksel rasyonel sistemleri ve mutlak doğruları reddediyor. Ancak bu durum, eğitimin basitleşmesine ve bilginin parçalanmasına yol açıyor. Eğitimin asıl hedefi, bağımsız düşünebilen, analiz yapabilen ve eleştirel değerlendirme yeteneği gelişmiş bireyler yetiştirmek olmalıdır. Dijital eğitim savunucuları ise tam tersini öneriyor: düşünmemek.
Bu yaklaşım, bireyleri mekanik birer “tüketici” konumuna indirgiyor. Tek düğmeli insanlar, kapsamlı bir eğitime ihtiyaç duymayan, sadece bir düğmeye basarak ihtiyaçlarını karşılayan bir profil olarak tasvir ediliyor. Diğer yandan, dijitalleşme sayesinde elit bir grup, bu “tek düğmeli insanları” yönetecek bir sistemde yetiştiriliyor. Bu, Huxley’in distopik dünyasında gördüğümüz bir kast sistemine benziyor.
Üniversitelerin ve okulların dijital dönüşümü, insanı beşeri özelliklerinden uzaklaştırıyor. Bireyler, biyolojik bir materyal ya da deney nesnesi gibi ele alınıyor. Çocukluktan itibaren her bireye, başarıları ve başarısızlıklarıyla geleceğini belirleyen elektronik bir dosya tahsis ediliyor. Bu sistem, bireylerin özgürlüğünü elinden alıyor.
Dahası, yeni eğitim modeli bireyi bir “pazarlama malzemesi” haline getiriyor. Başarılı öğrenciler, tıpkı bir sporcu gibi ticari bir meta olarak görülüyor. Bu durum, bireyin kendine saygı duymasını zorlaştırıyor ve “yasallaştırılmış kölelik” niteliği taşıyor.
Eğitimin geleceği, bireyleri özgür ve bağımsız birer insan olarak yetiştirme amacından uzaklaşmamalıdır. Teknolojiyi bir araç olarak görüp insanı merkeze alan bir yaklaşım benimsenmediği sürece, eğitim sistemi insanlığı bir distopyaya sürükleyebilir.
Günümüzde öğrencilerin yaratıcılıklarını geliştirmek büyük önem taşıyor. Ancak estetik eğitimi ve beşeri bilimler, üniversite müfredatlarından giderek kayboluyor. Oysa sanatla ilgilenen bireyler, bilim ve teknolojide de yaratıcı potansiyele sahip oluyor. Sanatsal deneyimler, beynin yapısını dönüştürerek zihinsel kapasiteyi artırıyor.
Dijital eğitim projeleri, bireyleri bu yaratıcı ve eleştirel kapasiteden mahrum bırakma riski taşıyor. Amaç, bireyleri yalnızca “dijital toplumun dişlileri” haline getirmekse, bu süreç insan zihninin manipüle edilmesine yol açacaktır.
Postmodernist filozoflar, bilgi ve insanın maneviyatı gibi değerleri tamamen reddetmese de, eğitimin giderek yüzeyselleştiğini eleştiriyor. Foucault’nun “disiplin toplumu” kavramı, günümüzde bireyleri standartlaştırılmış birer “biyo-nesneye” dönüştürüyor. Eğitim, özgürleştirici bir süreç olması gerekirken, nöroteknolojiler aracılığıyla bireyleri kontrol eden bir sistem haline geliyor.
Pandemi sırasında başlayan dijitalleşme süreci, bu endişelerin ne kadar haklı olduğunu gösterdi. Bilimsel bilgiden ve ahlaki değerlerden uzak bir nesil yetiştirme riskiyle karşı karşıyayız. Bu durum, sorumluluk bilinci olmayan bireylerin toplumda yer almasına neden olabilir.
Sayın MEB Bakanımızın eğitim politikalarında bu hususları dikkate alması temennisiyle…
Değerli NoktaGazetesi.com.tr okurları,
NoktaGazetesi.com.tr ekibi olarak Türkiye'de ve dünyada yaşanan, haber değeri taşıyan gelişmeleri sizlere en hızlı, tarafsız ve kapsamlı şekilde sunmak için çalışıyoruz. Bu süreçte sunduğumuz haberlerle ilgili eleştiri, görüş ve yorumlarınız bizim için çok değerli. Ancak, karşılıklı saygı ve hukuka uygunluk çerçevesinde, daha sağlıklı bir tartışma ortamı oluşturmak adına yorum platformumuzda uyguladığımız bazı kurallarımız bulunmaktadır.
Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (diğer okurlara yönelik olanlar da dahil) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık içermesi durumunda, yorum editörlerimiz bu yorumları onaylamayacak ve silecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar arasında aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemleri de yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur, bu nedenle bu tür yorumlar da NoktaGazetesi.com.tr sayfalarında yer almayacaktır.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu kanıtlanamayan iddia, itham ve karalama içeren, halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.
Markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmaz ve silinir. Aynı şekilde, bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmaz ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Diğer web sitelerinden alınan bağlantılar NoktaGazetesi.com.tr yorum alanında paylaşılamaz.
NoktaGazetesi.com.tr yorum alanında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan kullanıcıya aittir, NoktaGazetesi.com.tr bu sorumluluğu üstlenmez.
NoktaGazetesi.com.tr'de yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yer alan Kullanım Koşulları'nı ve Gizlilik Sözleşmesi'ni okumuş ve kabul etmiş sayılır.
Kurallarımıza uygun şekilde saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun yorumlarınız için teşekkür ederiz.